Anne ve babalar için isim koymak oldukça heyecan verici ve bir o kadar da önemli bir iştir. Ancak isim koyma işlemi çoğu zaman kafa karışıklıklarına sebep olabilir. Bu yüzden, Badeco son zamanların en çok kullanılan isimlerini sizler için derledi.

 

A

ADA: Dört Tarafı Sularla Çevrili Kara Parçası.

ADEN: Cennet bahçesi.

ALARA: Al + ara. Al=Kırmızı, ara=bezeyen, süsleyen, kırmızı süs anlamında bir tamlama, Antalya’da bir nehir.

ALAZ: Alevin yaydığı ışık.

ALEYNA: Bizim üzerimize, bizim hakkımızda. Bize/ Esenlik ve güzelliklere sahip, esenlik içinde olan.

ALYA: Şeref, sema, dağ tepesi, yüksek yer.

ALIM: Gözü gönlü çeken nitelik, çekicilik, gönül çelen güzellik, albeni

ALİN: Yükselen Işık, Parlayan ve Parıldayan anlamına gelmektedir.

ALMİNA: Kırmızı anlamında ki al + mina kelimelerinden olmuştur. Mina mübarek bir dağın adıdır.

ALP: Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehlivan/ Seyfi kola mensup, savaşçı/ Alperen, Alpgaz/ Bu isim İslam’dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.

ALPER: Yiğit, kahraman erkek.

ARAL: Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya’da bir göl.

AREL: Temiz, dürüst kimse.

AREN: Kum tanesi, ağaç cinsi

ARDA: Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek/ İşaret için dikilen değnek/ Çıkrıkçı kalemi/ Sonra gelen.

ARİN: Temiz, arı, saf/ Alın/ Yüz, cephe. Dağların, tepelerin yüzü.

ARYA: Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı.

ASEL: Cennetteki dört ırmaktan biri, bal ırmağı.

ASYA: Dünyanın en büyük kıtası.

ATEŞ: Yanıcı maddelerin yanmasıyla ısı ve ışığın ortaya çıkması

AYAZ: Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk.

AYSİMA: Çehresi, yüzü ay gibi parlak, nurlu, ışıklı, kutlu, uğurlu olan.

AZRA: Bakire, el değmemiş.

 

BERAT: Resmi belge, imtiyaz belgesi/ Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge.

BEREN: Güçlü, kuvvetli, akıllı.

BERRA: Doğru söz, hayır işleyen kimse.

BERKE: Kamçı/ Kama/ Altınordu hükümdarı. CengizHan’ın torunu ve Cuci’nin 3. oğludur.

27fa4dfc36ada1f4a5b279ccf189a441

BADE: İlahi aşk, muhabbet ve hakikat anlamlarında kullanılan bir tasavvuf terimi.

BELİZ: İşaret, iz; alamet.

BELİNAY: Peygamber çiçeği.

BENAN: Parmak, parmak ucu manasındadır. Parmakla gösterilen ünlü, tanınmış anlamını taşır.

BESTE: Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü.

BİLGE: Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse.

BUSE: Öpücük.

BURAK: Temiz, berrak.

BULUT: Su buharlarının yoğunlaşmasıyla meydana gelen ve gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi.

BÜGE: Bent, su bendi.

BÜŞRA: Müjde, sevinçli haber.

 

C

CAN: Can, ruh. Hayat/ Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik/ Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş/ Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı/ Kişi, fert/ Sevgili.

CEREN: Halk ağzında “ceylan” anlamına gelir.

CEMRE: Ateş parçası, kor; şubat ayında bir hafta arayla hava, su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi

CESUR: Cesaretli, yürekli, yiğit, gözü pek, atılgan.

CEYLİN: Cennete açılan kapı.

 

Ç

ÇAĞ: Belirli bir özellik göz önünde bulundurularak ele alınan zaman dilimi

ÇAĞIN: Yıldırım, şimşek.

ÇAĞLA: Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.

ÇINAR: Çınar ağacı.

ÇİSİL: İnce ince yağan yağmur.

ÇİLEN: Hafif yağan yağmur, çisenti.

 

D

DAMLA: Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.

DEMİR: Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.

DEFNE: Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.

DERİN: Sığ olmayan.

DENİZ: Büyük su kütlesi/ Büyük su kütlesindeki dalgalanma.

DİDE: Göz, göz bebeği.

DİLA: Gönlümü çalan.

DİLAN: Gönüllerce olan, yürekler dolusu.

DİLAY: Gönle ışık saçan, ay kadar güzel.

DURU: Saf, berrak.

DORA: Doruk, zirve.

DORUK: Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.

DOĞA: Tabiat karşılığı olarak kural dışı uydurulmuş kelime.

DOĞU: Güneşin doğduğu ana yön.

DOLUNAY: Ayın tam yuvarlak olduğu an.

 

E

ESİLA: Arapça’da sabah.

ECMEL: Çok güzel.

ECE: Baş reis/ Kraliçe/ Ana/ Yaşlı kadın.

ECRİN: Arapça kökenli kız ismidir. Allah’ın hediyesi, ücret anlamlarına gelir. Ecir kökünden gelmişti. Ecir herhangi bir amel karşılığında verilen karşılık, sevap anlamlarını taşır gelir.

EDİZ: Yüksek, yüksek yer/ Ulu, yüce, değerli.

EKİN: Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl/ Kültür.

EFE: Ağabey, büyük kardeş/ Yiğit, cesur/ Kabadayı.

EGE: Türkiye’nin batısında yer alan deniz.

ELA: Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.

EMİR: Bir kavmin, bir şehrin başı/ Büyük bir hanedana mensup kimse/ Peygamberimizin soyundan gelen/ Kumandan/ Abbasi devletinde başkomutan/ Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat’tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.

EMRE: Aşık. Müptela. Vurgun.

ENES: İnsan.

ERDEM: Fazilet/ Maharet, hüner/ Liyakat/ Usta gemici/ İnsanın ruhsal yetkinliği.

ELİZ: El izi.

ELİF: İslami alfabenin ilk harfi/ Musikide “la” notasını ifade için kullanılır/ Ülfet eden, dost, tanıdık/ Alışmış, alışkın, alışık.

EREM: Cennet/ Ulaşmak, kavuşmak için çaba gösteren.

ERÇİL: Doğru, inanılır, güvenilir kişi.

ERVA: Çok güzel genç/ Son derece cesur ve yiğit adam.

EYLÜL: Sonbaharda bir ay adı.

ESİM: Rüzgar gibi olan.

EYMİR: Yerleşim birimi özel ismi.

 

indirFERAY: Ay ışığı, ayın parlaklığı, ışıltı saçması.

FERİT: Avcı kuş/ Donmuş, katılaşmış şey.

FEZA: Boşluk, sınırsızlık; Uzay.

FİDAN: Yeni yetişen ağaç.

FERİ: Köke değil dallara ait olan. İkinci derecede olan.

FURKAN: İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren.

 

G

GERÇEK: Yakıştırma veya yalanı olmayan.

GÜLCE: Gül gibi, güle benzeyen.

GÜNEŞ: Çevresindeki gezegenlere ısı ve ışık veren büyük gök cismi

GÜNEY: Her zaman güneş gören, güneşli yer; Bir yön.

GÜNEŞ: Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.

GÜZ: Sonbahar

 

H

HANZADE: Hükümdar çocuğu.

HAYAL: Varmış, olmuş gibi zihinde canlandırılan imge, görüntü.

HAYAT: Ömür, yaşam.

HAZAL: Kuruyup dökülen ağaç yapraklarının güzelliği.

HAZAN: Sonbahar.

HERA: Bir İşte Emir Verme Yetkisi Bulunan Kimse Anlamına Gelir/ Yunan mitolojisinde Zeus’un eşi ve ablası olan tanrıçadır. Roma’da Juno olarak bilinir. Babası Titanlardan Kronos, annesi Rhea’dır. Olympos tanrıları arasında kraliçe vasfına sahiptir ve Evlilik Kraliçesi olarak anılır.

HİRA: Suudi Arabistan’daki Hz.Muhammed’in peygamberlik görevini aldığı Hira Dağı.

 

i-harfi-boyama-7

 

ILGAZ: Atın dört nalla koşması. Hücum, akın. Çankırı ilinin ilçe merkezi. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi.

ILGIN: Beyaz ya da pembe, çiçekli, çok hafif yapraklı bir ağaççık.

ILGIM: Serap.

IŞIL : Işıklı, parıltı.

 

 

İ

İCLAL: Ağırlama, ikram/ Büyüklük, ululuk.

İLAYDA: Su perisi.

İLKİN: Önce, öncelikle.

İPEK: İpek böceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.

İREM: Cennet bahçesi/ Ok veya kurşun atılan nişan tahtası/ Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı.

İRİS: Mitolojide Tanrıların elçisi.

İLKE: Kendisinden türetilen ilk madde/ Temel düşünce, temel kanı, prensip/ Temel bilgi/ Öncül/ Davranış kuralı.

İZGİ: Güzel, adaletli, zeki.

İZ: Geride bırakılan simge.

 

J

JANSET: Güneşin Doğuşu (Çerkez ismi).

 

 

harf-boyama-2-1

KAAN: Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2. Hakan, hükümdar.

KARMEN: Parlak kırmızı renk.

KAYRA: Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet.

KEREM: Asalet, asillik, soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.

KUZEY: Bir yön.

KÜBRA: Büyük, ulu; Büyük önerme.

 

 

L

LAL: Parlak, koyu kırmızı renkte olan

LENA: Alina ve Helena isimlerinin sonundan gelmektedir. İbranice’de Magdalalı Kadın, Arapça’da bizim için, bizden biri ve insan anlamlarına geliyor. Yunanca’da ise gün ışığı ya da ayışığı anlamına gelir.

LİYA: Sonsuz sabrın mükafatı.

LİNA: Kuran’da da geçen Lina’nın anlamı hurma fidesi demektir.

LİDYA: Anadolu topraklarında kurulmuş, ilk parayı bulan, altın ve gümüş işlemede yetenekli zengin bir krallık.

LORİN: Aydınlık.

 

M

MAYA: Asıl, öz, kendi, yaradılış/ İktidar, güç/ Bilgi/ Para.

MAYIS: Bir bahar ayı.

MERCAN: Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı.

MELİS: Bal arısı, bal gibi baldan tatlı, sevgili.

MELİSA: Baklagillerden, yaprakları limonu andıran kokulu bir bitki.

MERT: Özü, sözü doğru yiğit/ Erkek insan.

METE: Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).

MEYRA: Parıldayan ışık

MISRA: Manzumenin satırlarından her biri, dizeler

MİNEL: Cennetteki inci tanesi

MİNA: Liman, iskele/ Gökyüzü/ Mekke yakınlarında şeytan taşlama alanının olduğu dağ

MİNE: Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila/ Dişlerin üzerindeki ince ve parlak tabaka/ İnce ve parlak nakış.

MİRA: Eski Likya kentlerinden birinin adı. Bir kuyruklu yıldız adı. Ayrıca İspanyolcada da “bak” anlamındadır.

MİRAÇ: Merdiven/ Göğe çıkan. Hz. Muhammed’in göğe çıktığı gece ki, Recep ayının 27’sine rastlayan kandil gecesidir. O gecede 5 vakit namaz farz kılınmıştır.

MİRAY: Yılın ilk aylarında doğan / Güneş gibi ay gibi parlayan.

MUSTAFA KEMAL: Mustafa.. Temizlenmiş, saf hale getirilmiş.Seçilmiş, seçkin. Hz. Muhammed´in adlarından. Kemal.. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk.

 

N

NAR: Hem ateş hem bereket, dışta birlik içte çokluk…

NAZLI: Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili.

NEFES: Soluk, canlılık.

NEHİR: Akarsu, ırmak

NEVA: Ses, şada, makam, ahenk, name. 2. Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3. Doğu müziğinde bir makam.

NİGAR: Resim kadar güzel sevgili; Nakış; Resim

NİL: Çivit otu/ Mısır’dan geçen Akdeniz’e dökülen meşhur nehir.

NİRAN: Nurlar, aydınlıklar, ışıklar. Ateşler. Cehennem.

NİSA: Kadın, kadınlar.

NİSAN: Gelin çiçeği; İlkbaharın ilk ayı

NUR: Aydınlık, parıltı, parlaklık/ Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık.

 

O

ONAT: İyi, güzel, düzgün, doğru, uygun, iyi yaradılışlı, namuslu.

OLCAY: Baht, talih, ikbal.

OYA: Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel/ İnce, güzel, nazik.

 

Ö
ÖMÜR:
Hayat müddeti, yaşama süresi/ Hayat, dirilik.

ÖYKÜ: Hikaye / Masal

ÖZÜN: Şiir. Hak edilmiş ün.

ÖZGE: Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar/ İyi, güzel/ İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı/ Şakacı/ Cana yakın, sıcakkanlı/ Yürekli, gözü pek.

ÖZGÜR: Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan/ Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız.

 

P

PERA: Beyoğlu semtinin eski adı.

PERİ: Cisimleri çok latif ve görünmez olan hoş yaratık; Güzel insan, güzel kimse

POYRAZ: Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar/ Kuzey.

 

R

RANA: İyi, güzel, yumuşak, hoş

ROSA: Gül rengi, pembe kırmızı arası bir renk.

RÜYA: Düş; Gerçekleşmesi imkansız durum, hayal; Gerçekleşmesi beklenen şey, umut

RÜYAM: Uyku sırasında görülen şey, düş/ Hayal, umut.

RÜZGAR: Zaman, devir/ Dünya, alem/ Talih/ Yel.

 

S

SU: Canlıların yaşaması için en gerekli olan kokusu, rengi olmayan sıvı

SEMİNA: İşitme, Işık. Hurma ağacını ilk diken kızın adı. Hz.Adem’in 2. kızının adı.

SELİN: Gür akan su/ Orta Asya’da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki.

SENA: Övgü ile ilgili. 2. Şimşek parıltısı.

SİMA: Yüz, çehre.

SILA: Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşmak; Doğup büyüdüğü ve özlediği.

SEREN: Gemi direği.

SABA: Gündoğuşundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Türk müziğinde bir makam.

SAHRA: Kır, ova, çöl.

SARA: Halis, saf, katkısız.

SENA: Övmek, methetmek; Şimşek parıltısı; Yücelik, yükseklik; Aydınlık; Bir ot adi.

SERA: Varlıklı olmak, zengin olmak; Şarkı söyleyen; Yer, toprak; Ok yapımında kullanılan bir ağaç.

SİMAY: Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay.

SELİN: Gür akan su. 2. Orta Asya’da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki.

SOYKAN: Asil, soylu.

 

Ş

ŞEBNEM: Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.

ŞEHNAZ: Doğu müziğinde bir makam / Çok nazlı

ŞEYDA: Aşk çılgını, çok tutkun, aşık.

 

T

TARIK: Sabah yıldızı, parlak yıldız.

TAYLAN: İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. 2. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak.

TANEM: Benim Tanem, birtanem.

TİBET: Çin’in batısında bağımsız bir bölge.

TOPRAK: Yer kabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü/ Ülke, memleket/ İşlenmiş arazi.

TUNA: Çok bol/ Yavru/ Görkemli, gösterişli/ Kara ormanlardan doğan, Karadeniz’e dökülen, Avrupa’nın Volga’dan sonra en uzun ırmağı.

TUANA: Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası.

TUĞRA: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel biçimi olan simge. Mühür.

TÜRKÜ : Yankı, ses

 

images

 

UMAY: Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça/ Devlet kuşu.

URAS: Talihli, şanslı kişi/ Talih, şans.

UTKAN: Mücadeleci, zafer kazanmayı bilen, Allah yoluna savaşan kişi.

 

 

Ü

ÜLGEN: Yüce, yüksek, ulu/ İyilik tanrısına verilen ad.

 

V

VENÜS: Merkür’den sonra, Güneş’e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı.

VERA: Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, ittika. Halk, mahluk, alem, kainat.

VERDA: Gül.

 

Y

YADE: Hatıra.

YAĞMUR: Bulutlardan yeryüzüne düşen su damlacıkları.

YAREN: Dost, arkadaş.

YASİN: Kuranı Kerim’in 36. suresinin başlangıcı/ Asıl manası bilinmemekle birlikte, “Ey insan, Ey Seyyid” gibi muhtelif anlamlar çıkarılmıştır.

YAĞIZ: Esmer/ Doru/ Yiğit.

YALIM: Alev, ateş/ Kılıç, bıçak vb. kesici yüzü/ Kaya. Sarp yer, uçurum/ Şimşek/ Kuvvet, kudret/ Onur, derece/ Çalım, gurur.

YAMAN: Kötü, korkulan, şiddetli/ Cesur, güçlü/ İş bilir, kurnaz, becerikli.

YELDA: Yılın en uzun gecesi.

YİĞİT: Güçlü, yürekli, kahraman, alp/   Delikanlı, genç, erkek/ Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten kaçınmayan kimse.

YUNUS: Denizde yaşayana memeli canlı/ Bir takım yıldızı ismi/ Kur’an da geçen peygamberimiz.

YUDUM: Bir içimlik sıvı.

 

Z

ZEYNEP: Değerli taşların tamamı/ Mücevher gibi değerli / Peygamberimizin torununun adı. Hz. Ali ve Hz.Fatıma kızı/ Arapça “Babasının Süsü” anlamındadır.